19 Haz TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ENERJİ GÜVENLİĞİ VE YERLİ KÖMÜR REZERVLERİNİN EKONOMİK VE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK ENERJİ GÜVENLİĞİ VE YERLİ KÖMÜR REZERVLERİNİN EKONOMİK VE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ
Cari Açık, Temiz Kömür Teknolojileri ve Jeopolitik Bağımsızlık Yol Haritası
Özet
Bu makalede, Türkiye’nin mevcut ve atıl durumdaki yerli kömür rezervlerinin jeopolitik ve makroekonomik önemi disiplinler arası bir perspektifle analiz edilmektedir. Türkiye’nin kronik cari açığının ve dış borç birikiminin en birincil sebebi olan enerji ithalatı bağımlılığı, ülkenin ekonomik egemenliğini ve uluslararası arenadaki stratejik esnekliğini kısıtlamaktadır. Yaklaşık 21 milyar tonluk toplam işlenebilir linyit ve taşkömürü rezervi, düşük kalori ve yüksek kükürt gibi karakteristik dezavantajlarına rağmen, arz güvenliğinin sağlanmasında alternatifi olmayan bir baz yük unsurudur. Makale kapsamında, yerli kömürün artı ve eksi yönleri nesnel kriterlerle değerlendirilmekte; Akışkan Yataklı Kazan (CFB), Entegre Kömür Gazlaştırma Kombine Çevrim (IGCC) ve Karbon Yakalama, Kullanma ve Depolama (CCUS) gibi modern temiz kömür teknolojileriyle bu kaynağın çevreye minimum zarar, maksimum katma değer ile ekonomiye nasıl kazandırılabileceği tartışılmaktadır. Sonuç bölümünde, Türkiye’nin enerjide tam bağımsızlık vizyonuna ulaşması ve küresel düzlemde daha güçlü bir aktör olarak konumlanması için somut politika önerileri sunulmaktadır.
1. Giriş: Küresel Enerji Paradigması ve Türkiye’nin Jeopolitik Konumu
Yirmi birinci yüzyılda küresel jeopolitik mücadelelerin ve ekonomik egemenlik arayışlarının merkezinde enerji arz güvenliği yer almaktadır. Sanayi devriminden bu yana üretim çarklarının ana yakıtı olan fosil kaynaklar, günümüzde yenilenebilir enerji alternatiflerinin hızla gelişmesine rağmen stratejik önemini korumaktadır. Küresel enerji paradigması, bir yandan iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında dekarbonizasyon hedeflerine odaklanırken, diğer yandan Ukrayna-Rusya savaşı ve Ortadoğu’daki bölgesel istikrarsızlıklar gibi jeopolitik krizler sebebiyle “kesintisiz ve güvenilir arz” gerçeğiyle yüzleşmektedir. Bu ikilem, ulus devletlerin enerji politikalarında hem çevresel sürdürülebilirliği hem de ulusal güvenlik önceliklerini aynı anda gözetmesini zorunlu kılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti, coğrafi konumu itibarıyla dünyanın en zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip Ortadoğu ve Hazar Havzası ile dünyanın en büyük enerji tüketicisi olan Avrupa pazarı arasında kritik bir köprü pozisyonundadır. Ancak bu jeostratejik konum, ülkeyi bir enerji üssü ve transit koridor haline getirse de Türkiye’nin birincil enerji kaynaklarında dışa bağımlı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Türkiye, elektrik üretimi, sanayi ve ısınmada kullandığı doğal gazın %99’unu, petrolün ise %90’ınından fazlasını ithal etmektedir. Bu durum, ülkeyi küresel fiyat dalgalanmalarına karşı tamamen kırılgan hale getirmekte ve ulusal güvenlik stratejilerini doğrudan etkilemektedir.
Bu bağlamda, Türkiye’nin kendi sınırları dahilinde sahip olduğu en büyük yerli fosil kaynak olan kömür rezervleri, sıradan bir yeraltı zenginliği olmanın ötesinde, tam anlamıyla “stratejik bir maden” ve “ulusal güvenlik sigortası” niteliğindedir. Enerjide dışa bağımlılığı kırmanın yolu, yenilenebilir kaynakların (rüzgar, güneş, hidrolik) dinamik yapısını, yerli kömürün sağladığı kesintisiz ve öngörülebilir baz yük kapasitesi ile tahkim etmekten geçmektedir. Bu makale, Türkiye’nin milyarlarca tonluk kömür potansiyelini makroekonomik, teknolojik ve ekolojik boyutlarıyla ele alarak, ülkenin küresel ölçekte daha güçlü bir vizyon ortaya koyabilmesi için gerekli dönüşüm modelini inşa etmeyi amaçlamaktadır.
2. Türkiye’nin Kömür Rezervlerinin Mevcut Durum Analizi
Türkiye’nin madencilik tarihi ve jeolojik yapısı incelendiğinde, ülkenin özellikle Tersiyer (Üçüncü Zaman) dönemindeki yoğun tektonik ve havza oluşum süreçlerine bağlı olarak çok geniş linyit yataklarına sahip olduğu görülmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) ile Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yürütülen yoğun arama ve sondaj faaliyetleri neticesinde, Türkiye’nin kömür rezervleri son yirmi yılda ciddi oranda artırılmıştır.
2.1. Aktif ve İşlenebilir Rezervler
Türkiye’nin toplam kömür rezervi, 2026 yılı itibarıyla yaklaşık 21 milyar ton seviyesine ulaşmıştır. Bu muazzam hacmin ezici bir çoğunluğunu, yaklaşık 19.5 milyar ton ile linyit rezervleri oluşturmaktadır. Geri kalan yaklaşık 1.3 ila 1.5 milyar tonluk kısım ise Zonguldak ve çevresindeki havzada konuşlanmış olan yüksek kalorili taşkömürü rezervleridir. Toplam işlenebilir rezerv, mevcut madencilik teknolojileri ve ekonomik fizibilite kriterleri doğrultusunda yer altından çıkarılıp ekonomiye kazandırılabilecek net miktarı ifade eder. Türkiye’nin aktif olarak işletilen başlıca linyit havzaları arasında Manisa-Soma, Kütahya-Tunçbilek/Seyitömer, Muğla-Yatağan/Yeniköy/Kemerköy, Kahramanmaraş-Afşin-Elbistan (A ve B sektörleri), Ankara-Çayırhan ve Adana-Tufanbeyli yer almaktadır. Bu havzalardan çıkarılan kömür, büyük oranda havza ağzına kurulmuş olan termik santrallerde elektrik enerjisine dönüştürülerek ulusal enterkonnekte sisteme beslenmektedir.
2.2. Atıl ve Kullanılmayan Rezerv Alanları
Toplam rezervin kağıt üzerinde büyük olması tek başına bir anlam ifade etmemektedir; asıl stratejik sorun, bu rezervlerin önemli bir kısmının halen “atıl” ve kullanılmayan statüde beklemesidir. Türkiye’deki kömür rezervlerinin yaklaşık %40’ı, teknik, hukuki, finansal veya çevresel kısıtlar nedeniyle tam kapasiteyle üretime dahil edilememiştir. Bu atıl alanların en çarpıcı örneği Kahramanmaraş’taki Afşin-Elbistan havzasının C, D ve E sektörleridir. Sadece bu havzada milyarlarca ton linyit rezervi bulunmasına rağmen, yüksek kamulaştırma maliyetleri, yeraltı su seviyesinin yüksekliği ve teknoloji transferindeki gecikmeler nedeniyle yatırımlar aksamaktadır.
Benzer şekilde, Konya-Karapınar havzasında keşfedilen yaklaşık 1.8 milyar tonluk devasa linyit rezervi, bölgenin tarımsal yapısı ve yeraltı su havzalarına (obruk oluşum riskleri) olan etkisi nedeniyle atıl durumdadır. Eskişehir-Alpu havzasındaki yaklaşık 1 milyar tonluk yüksek potansiyelli rezerv de çevresel etki değerlendirme süreçleri ve toplumsal hassasiyetler sebebiyle henüz üretime dönüştürülememiştir. Trakya (Tekirdağ-Malkara ve Ergene) bölgesindeki linyit yatakları da tarım arazilerinin korunması gerekliliğiyle harmanlanmış teknik zorluklar nedeniyle bekletilmektedir. Bu atıl rezervlerin ekonomiye kazandırılamaması, Türkiye’nin her yıl milyarlarca doları yurt dışındaki kömür ve gaz üreticilerine ödemeye devam etmesi anlamına gelmektedir.
“Yeraltında yatan cevher, modern teknoloji ve milli iradeyle birleşmediği sürece ekonomik bir güç değil, yalnızca istatistiksel bir veridir. Türkiye, atıl rezervlerini en doğru çevresel formülle uyandırmak zorundadır.”
3. Yerli Linyitin Karakterizasyonu: Sınavlar ve Fırsatlar
Türkiye’nin yerli kömür politikasını kurgularken karşılaşılan en büyük mühendislik ve ekonomi sınavı, rezervlerin fiziksel ve kimyasal karakteristiğidir. Dünya standartlarındaki taşkömürleri veya yüksek kaliteli ithal kömürlerle kıyaslandığında, Türk linyitleri kendine has zorluklar barındırmaktadır.
3.1. Düşük Kalori ve Yüksek Kükürt Problemi
Türkiye linyit rezervlerinin ortalama %70’inden fazlası, kilogram başına 1000 ila 1600 kilokalori (kcal/kg) arasında değişen oldukça düşük bir ısı değerine (kaloriye) sahiptir. Sadece Soma, Tunçbilek ve Seyitömer gibi belirli havzalarda kalori değeri 2000-3000 kcal/kg seviyelerine çıkabilmektedir. Örneğin, Afşin-Elbistan linyitlerinin kalori değeri yer yer 1100 kcal/kg’a kadar düşmektedir ve bu kömürlerin nem oranı %50’ye, kül oranı ise %25-30’lara varmaktadır. Bunun anlamı, yakılan kömürün yarısının su ve taş olması, dolayısıyla yanma veriminin düşmesidir.
Daha da kritik olan sorun, kükürt (sülfür) içeriğinin yüksekliğidir. Türk linyitlerinde kükürt oranı genellikle %1.5 ile %4 arasında değişmektedir. Klasik yakma teknolojileriyle bu kömürler yakıldığında, atmosfere salınan kükürt dioksit (SO₂) gazı asit yağmurlarına, hava kirliliğine ve ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açmaktadır. Dolayısıyla, bu kimyasal yapı, geleneksel yöntemlerle elektrik üretimini hem ekonomik açıdan verimsiz kılmakta hem de çevresel mevzuatlar karşısında imkansız hale getirmektedir.
3.2. Artı ve Eksi Yönlerin Stratejik Değerlendirmesi
Yerli kömür rezervlerimizin milli ekonomideki yerini netleştirmek adına, kaynağın güçlü ve zayıf yönlerini rasyonel bir teraziye koymak elzemdir:
Bulunabilirlik ve Arz
Artı Yönleri (Fırsatlar ve Avantajlar): 21 milyar tonluk yerli rezerv, jeopolitik risklerden bağımsızdır. Ambargo ve krizlerden etkilenmez.
Eksi Yönleri (Sınavlar ve Riskler): Rezervlerin coğrafi dağılımı tarım arazileri ve yeraltı su kaynaklarıyla çakışmaktadır.
Maliyet Öngörülebilirliği
Artı Yönleri (Fırsatlar ve Avantajlar): Üretim maliyetleri yerli para birimi cinsindendir. Döviz kuru dalgalanmalarına karşı korunaklıdır.
Eksi Yönleri (Sınavlar ve Riskler): Düşük kalori nedeniyle birim enerji üretimi için çok daha yüksek miktarda kömür kazılması gerekir.
Şebeke İstikrarı
Artı Yönleri (Fırsatlar ve Avantajlar): Güneş ve rüzgar gibi kesintili kaynakların aksine, 7/24 kesintisiz baz yük elektrik sağlar.
Eksi Yönleri (Sınavlar ve Riskler): Geleneksel santrallerde yüksek karbon emisyonu ve kül bertaraf maliyeti üretir.
Teknolojik Uyum
Artı Yönleri (Fırsatlar ve Avantajlar): Modern yakma teknolojileriyle yan ürünler (kül, alçıtaşı) sanayide hammaddeye dönüşebilir.
Eksi Yönleri (Sınavlar ve Riskler): İlk yatırım maliyetleri, çevre koruma filtreleri ve ileri kazan teknolojileri sebebiyle yüksektir.
4. Makroekonomik Boyut: Enerji İthalatı ve Cari Açık İlişkisi
Türkiye ekonomisinin makro yapısal sorunlarının başında, büyüme evrelerinde ortaya çıkan yüksek cari işlemler açığı gelmektedir. Bu cari açığın ve buna bağlı olarak biriken dış borç stokunun en baskın lokomotifi ise enerji ithalat faturasıdır. Türkiye, sanayileşen, nüfusu artan ve kentleşen bir ülke olarak her yıl daha fazla enerjiye ihtiyaç duymaktadır; ancak bu ihtiyacın yaklaşık %70-75’ini dışarıdan satın almaktadır.
4.1. Dış Borç ve Enerji Ödemelerinin Payı
Türkiye’nin yıllık enerji ithalat faturası, küresel emtia fiyatlarına (petrol ve doğal gazın varil/metreküp fiyatlarına) bağlı olarak değişkenlik göstermekle birlikte, ortalama 40 milyar dolar ile 100 milyar dolar arasında seyretmektedir. Küresel enerji krizinin zirve yaptığı dönemlerde (örneğin 2022-2023 yılları), Türkiye’nin enerji ithalatı 96.5 milyar dolar gibi tarihi bir zirveye ulaşmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Merkez Bankası verileri analiz edildiğinde, Türkiye’nin toplam dış ticaret açığının neredeyse tamamının enerji ithalatından kaynaklandığı net biçimde görülmektedir. Enerji ithal edilmediği varsayıldığında, Türkiye ekonomisi yapısal olarak cari fazla veren bir pozisyona geçmektedir.
Enerji ithalatı için her yıl yurt dışına ödenen bu devasa döviz miktarı, iç piyasada döviz talebini artırarak Türk Lirası üzerinde kronik bir değer kaybı baskısı oluşturmaktadır. Döviz ihtiyacını karşılamak adına ihraç edilen tahviller, alınan sendikasyon kredileri ve uluslararası borçlanmalar, kamunun ve özel sektörün dış borç stokunu büyütmektedir. Dolayısıyla, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu dış borç sarmalının ve yüksek CDS (Kredi Risk Primi) oranlarının temel yapı taşlarından biri, enerjideki dışa bağımlılıktır.
4.2. Enerjide Bağımsızlığın Ekonomik Çarpan Etkisi
Yerli kömür rezervlerinin tam kapasite ve yüksek teknolojiyle devreye sokulması, ithal edilen doğal gaz ve ithal kömür miktarını doğrudan azaltacaktır. Türkiye, halihazırda elektrik üretiminin önemli bir kısmını ithal kömür (kolombiya, rusya kökenli) ve ithal doğal gaz ile çalışan santrallerden sağlamaktadır. Yerli linyit kaynaklarının rasyonel kullanımıyla ikame edilecek her 1 milyar metreküp doğal gaz veya her 10 milyon ton ithal kömür, milyarlarca doların ülke içinde kalmasını sağlayacaktır.
Bu durumun ekonomik çarpan etkisi çok yönlüdür: İlk olarak, cari açık kalıcı olarak küçülecek ve makroekonomik istikrar tesis edilecektir. İkinci olarak, enerji maliyetleri döviz kurundan bağımsızlaşacağı için sanayicinin (özellikle demir-çelik, çimento, seramik gibi yoğun enerji tüketen sektörlerin) küresel rekabet gücü artacaktır. Üçüncü olarak ise, madencilik, lojistik ve yüksek teknoloji santral işletmeciliği kanalıyla on binlerce vatandaşa nitelikli istihdam imkanı yaratılacak, bölgesel kalkınma hızlanacaktır.
5. Temiz Kömür Teknolojileri ve Çevresel Dönüşüm
Türkiye’nin linyit rezervlerini savunmak, çevre felaketlerine göz yummak anlamına gelmemelidir. Eski nesil, filtresiz ve verimsiz termik santrallerin yarattığı tahribat, toplumsal hafızada haklı bir direnç oluşturmuştur. Ancak yirmibirinci yüzyıl mühendisliği, “kirli kömür” algısını yerle bir eden Temiz Kömür Teknolojilerini (Clean Coal Technologies – CCT) geliştirmiştir. Türkiye, kömürünü geleneksel yöntemlerle yakarak havayı kirletmek yerine, bu ileri teknolojileri ulusal bir seferberlikle entegre etmek zorundadır.
5.1. Gazlaştırma ve İleri Yanma Teknolojileri (CFB, IGCC)
Türk linyitlerinin yüksek kül ve nem oranına en uygun çözümlerden biri Akışkan Yataklı Kazan (Circulating Fluidized Bed – CFB) teknolojisidir. Bu sistemde, kömür partikülleri hava akımı yardımıyla askıda tutularak yakılır. Yanma sıcaklığı 800-850°C gibi nispeten düşük seviyelerde tutulduğu için, azot oksit (NOx) oluşumu doğal olarak minimuma iner. En büyük avantajı ise, kazanın içine kömürle birlikte kireçtaşı (limestone) beslenebilmesidir. Kireçtaşı, yanma esnasında açığa çıkan kükürdü daha gaz fazındayken yakalayarak alçıtaşına dönüştürür ve %95’in üzerinde bir oranla kükürt dioksit (SO₂) emisyonunu baca aşamasına gelmeden kaynağında yok eder.
Bir adım daha ileri teknoloji ise Entegre Kömür Gazlaştırma Kombine Çevrim (IGCC) sistemleridir. Bu teknolojide kömür doğrudan yakılmaz; yüksek sıcaklık ve basınç altında oksijen ve buharla reaksiyona sokularak kimyasal olarak gazlaştırılır. Ortaya çıkan ürün, karbonmonoksit ve hidrojenden oluşan “Sentez Gazı” (Syngas) dır. Syngas, içindeki kül, kükürt ve partiküllerden tamamen temizlendikten sonra bir doğal gaz türbininde yakılarak elektrik üretir. Türbinin egzoz gazı da buhar türbinini çalıştırır. IGCC santralleri, hem bir doğal gaz santrali kadar temiz çalışır hem de %45-50 gibi çok yüksek termal verimlilik oranlarına ulaşır. Ayrıca bu yöntemle kömürden doğrudan sentetik metan gazı veya kimya sanayisi için değerli hammaddeler üretilebilir.
5.2. Karbon Yakalama, Kullanma ve Depolama (CCUS)
Küresel iklim politikaları ve Avrupa Yeşil Mutabakatı (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) çerçevesinde, kömür santrallerinin en büyük dezavantajı yüksek karbondioksit (CO₂) salımıdır. Bu engeli aşmanın tek yolu Karbon Yakalama, Kullanma ve Depolama (CCUS) teknolojileridir. Baca gazından kimyasal absorbsiyon (amin bazlı çözücüler) veya membran ayırma yöntemleriyle yakalanan CO₂, yüksek basınç altında sıvılaştırılarak tükenmiş petrol/gaz kuyularına veya derin tuzlu akiferlere kalıcı olarak enjekte edilebilir. Daha da önemlisi, yakalanan bu karbon, endüstriyel seralarda, içecek sektöründe veya hidrojen ile reaksiyona sokularak sentetik yakıt (e-methanol) üretiminde bir girdi olarak kullanılabilir. CCUS entegrasyonu, Türkiye’nin kömür santrallerini “sıfır emisyonlu” yeşil tesisler haline getirme potansiyeline sahiptir.
5.3. Baca Gazı Arıtma ve Sıfır Atık Hedefleri
Mevcut santrallerin rehabilitasyonunda ise modern Baca Gazı Desülfürizasyon (BGD) tesisleri, Seçici Katalitik İndirgeme (SCR) elektrofiltreleri eksiksiz uygulanmalıdır. Bu sistemler, bacadan çıkan gazdaki partikül maddeyi %99.9, kükürdü %98, azot oksitleri ise %90 oranında tutabilmektedir. Yakma sonrasında ortaya çıkan milyonlarca ton uçucu kül ve alçıtaşı atığı ise bir çevre yükü olarak görülmemelidir. Çimento, beton ve alçıpan sanayisi için bu atıklar mükemmel birer hammaddedir. Nitekim “Sıfır Atık” felsefesiyle tasarlanan modern bir tesiste, kömürün taşından küllerine kadar her bileşen ekonomiye bir katma değer olarak döner.
6. Stratejik Yol Haritası ve Katma Değer Yaratma
Türkiye Cumhuriyeti’nin enerjide tam bağımsız bir güç odağı haline gelmesi, yerli kömür rezervlerinin sadece elektrik üretiminde değil, entegre bir sanayi ekosisteminde çok boyutlu olarak değerlendirilmesiyle mümkündür. Bu doğrultuda atılması gereken adımlar stratejik bir yol haritası altında toplanmalıdır.
6.1. Uluslararası Arenada Güçlü Türkiye Vizyonu
Enerji bağımlılığı, bir ülkenin dış politikasındaki manevra alanını doğrudan sınırlar. Kış aylarında gaz tedarikçisi ülkelerin teknik arıza veya siyasi kriz gerekçeleriyle vanaları kapatması riskine karşı, elinde yerli baz yük santralleri olan bir Türkiye, uluslararası müzakere masalarında çok daha dik ve tavizsiz bir duruş sergileyebilir. Enerji açığını kapatmış bir Türkiye Cumhuriyeti, bölgesel bir güç olmaktan küresel bir aktör olmaya evrilecektir. Kendi enerjisini üreten ülke, sanayi üretim maliyetlerini düşürerek küresel ihracat pazarlarında (özellikle AB pazarında) fiyat yapıcı konuma gelebilir.
6.2. Politika Önerileri ve Yatırım Modelleri
Bu büyük dönüşümün hukuki ve idari altyapısını kurmak adına şu politika enstrümanları hayata geçirilmelidir:
- Temiz Kömür Teşvik Mekanizmaları: Yalnızca kömür çıkaran değil, IGCC, CFB ve CCUS teknolojilerini yatırıma dönüştüren konsorsiyumlara özel kurumlar vergisi muafiyetleri, uzun vadeli alım garantileri ve hazine arazi tahsisleri sağlanmalıdır.
- Kamu-Özel Sektör Ortaklığı (KÖO): Atıl durumdaki devasa havzalar (Afşin-Elbistan C-D-E, Karapınar), devletin teknolojik altyapıyı fonladığı, özel sektörün ise işletme ve verimlilik kabiliyetini getirdiği karma modellerle ayağa kaldırılmalıdır.
- Ar-Ge ve Yerli Teknoloji Üretimi: TÜBİTAK, TENMAK ve üniversitelerin mühendislik fakülteleri iş birliğiyle, karbon yakalama filtrelerinin ve gazlaştırma reaktörlerinin yerli imkanlarla üretilmesi sağlanmalı, teknoloji ithalatının önüne geçilmelidir.
- Maden Hukuku Reformu: Yatırım güvencesini artıran, çevresel denetimleri uluslararası finansman kuruluşlarının (EBRD, IFC vb.) standartlarına eşitleyen, bürokrasiyi azaltılmış şeffaf bir ruhsatlandırma sistemi kurulmalıdır.
7. Sonuç
Türkiye’nin kömür rezervleri, ülkenin ekonomik geleceğinin, sanayi altyapısının ve ulusal egemenliğinin en temel dayanak noktalarından biridir. Yüksek kükürt ve düşük kalori argümanlarının arkasına sığınarak bu muazzam serveti yeraltında atıl bırakmak, Türkiye’nin her yıl on milyarlarca doları dışarıya aktarmaya devam etmesini ve dış borç yükü altında ezilmesini kabul etmek demektir.
Çözüm, kömüre körü körüne karşı çıkmak ya da çevreyi pervasızca kirletmek arasında bir seçim yapmak değildir. Çözüm, üçüncü bir yoldur: Yerli kömürü, yirmibirinci yüzyılın en ileri temiz teknolojileriyle evlendirerek, sıfır atık ve minimum emisyon ilkesiyle yeşil ekonomiye entegre etmektir. Ökten Şirketler Grubu olarak inancımız odur ki; milli enerji politikalarında atılacak kararlı ve vizyoner adımlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni enerjide dışa bağımlı bir pazar olmaktan çıkarıp, kendi kaynaklarıyla küresel düzende söz sahibi, tam bağımsız ve lider bir endüstriyel güç haline getirecektir.
Kaynakça
[1] T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB), “Kömür Sektör Raporu ve Yerli Kaynaklar Stratejisi”, Ankara, 2025.
[2] Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), “Türkiye Linyit ve Taşkömürü Rezerv Bilançoları Yerbilimleri Veri Tabanı”, 2024.
[3] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Dış Ticaret ve Enerji İthalatı İstatistikleri Yıllığı”, 2025.
[4] Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), “Clean Coal Technologies and Carbon Capture Global Progress Report”, Paris, 2024.
[5] Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ), “Linyit Karakterizasyonu ve Türkiye Havzaları Analiz Kitabı”, 2023.
[6] Dünya Bankası (World Bank), “Turkey Economic Monitor: Structural Deficit and Energy Transition Dynamics”, Washington D.C., 2025.
Sorry, the comment form is closed at this time.